28 Ağustos 2014 Perşembe

Yazılım faturalarınızı hiç düşünmeden aktifleştiriyorsanız bu özelgeye bir bakın.


Özellikle sıkı kontroller sonrasında birçok firma artık lisanslı ürün kullanmak durumunda. Bu konuda toplu lisanslama yapan aracı firmalardan hizmet almakta. Öte yandan birçok firma bu faturaları bizzat yazılımı gibi düşünerek aktifleştirerek üç yılda amortisman yoluyla gider yazma yoluna gidiyor. Oysa gelen faturalara ve hatta bu firmalarla yapılan anlaşmalar bakılsa durumun farklı olduğu fark edilecektir.
Çünkü bu tarz faturaların büyük bir kısmı yıllık lisans ya da yıllık kullanım olarak kesilmektedir. Dolayısıyla aslında firmanın sahip olduğu bir yazılımdan ziyade ilgili yazılımı bir sene kullanmak hakkını satın aldığını söyleyebiliriz. Böyle olunca da bu faturaların 260 Haklar Hesabında değil 180/280 Gelecek Aylara/Yıllara Ait Giderler Hesabına kaydedilerek dönemsel olarak giderleştirilmesi gerekir.

Konuyla ilgili verilmiş mukteza aşağıda yer almaktadır. Maliye’yi de suç ortağım yapıyorum böylece.

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü)

Sayı
:
27575268-105[313-2012-9332]-1076
27/09/2013
Konu
:
Yurt dışından satın alınan bilgisayar programları için ödenen güncelleme bedellerinin doğrudan gider mi yazılacağı veya amortisman yoluyla mı itfa edileceği hk.

Başlık
Yurt dışından satın alınan bilgisayar programları için ödenen güncelleme bedellerinin doğrudan gider mi yazılacağı veya amortisman yoluyla mı itfa edileceği hk.
Tarih
27/09/2013
Sayı
27575268-105[313-2012-9332]-1076
Kapsam


İlgi özelge talep formunuz ve dilekçaczenizde; ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ... vergi kimlik numaralı kurumlar vergisi mükellefi olduğunuz, yurtdışı merkezli ...'nden ... Programları satın aldığınız, satın aldığınız bu programları 333 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine ekli listenin "4.3. Bilgisayar Yazılımları" sınıflandırması uyarınca 3 yılda ve % 33,33 amortisman oranı ile itfa ettiğiniz, söz konusu programla ilgili olarak her yıl itibariyle güncelleme bedeli adı altında yurtdışındaki satıcı firmaya ödemede bulunduğunuz, ödenen bu bedel sayesinde bu programın en güncel halini kullanma imkanına sahip olduğunuz, bu güncellemenin yapılmaması halinde ana programın kullanılmasının mümkün bulunmadığı ve her yıl yapılan güncellemenin eski versiyonu ortadan kaldırdığı belirtilerek, her yıl ödenen bahse konu güncelleme bedellerinin doğrudan gider olarak mı indirileceği veya amortisman yoluyla mı itfa edilmesi gerektiği hususunda Başkanlığımızdan görüş talebinde bulunulmuştur.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6'ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca tespit edilecek kurum kazancından Kurumlar Vergisi Kanununun 8'inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40'ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40'ıncı maddesinde safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin (1) numaralı bendinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, (7) numaralı bendinde ise Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanların safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Bu itibarla, şirketinizce satın alınan "... Programı"nın kullanılabilmesi için her yıl için zorunlu olarak yapıldığı belirtilen güncellemelerin kullanım ömrünün bir yıldan fazla olmaması nedeniyle, söz konusu ödemelerin doğrudan gider olarak dikkate alınması mümkündür.
Bilgi edinilmesini rica ederim.
(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.
(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.
(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

E-fatura uygulamasında, fatura kesme süresi ile ilgili kaçamak cevap veren bir mukteza


Faturaların eski usul (kağıt olarak) kesilmesi ile ilgili yedi günlük süre uygulamasında tartışma konusu olan birkaç husus dışında (ayın son günü irsaliye ile teslim edilen bir mal satışının faturası sonraki yedinci günü kesilebilir mi yoksa özellikle KDV açısından ay atlamaması için ay sonu tarihli mi kesilmelidir? vb.) bir yeknesaklık olduğu söylenebilir. Zira kağıt ortamında kesilen faturada tek belirleyici olan fatura üzerindeki tarih. Fatura teknik olarak bir ay sonra da düzenlenebilir (boş fatura ayırmak yoluyla mesela) ama fatura üzerindeki tarih yedi günlük süre açısından sorun oluşturmuyorsa ve diğer yükümlülükler süresinde (KDV, BS formu) yerine getirilirse  bununla ilgili kimse bir şey iddia edemez.
Fakat ne zaman hayatımıza e-fatura girdi mertlik bozuldu. Zira bu uygulamada yeni bir tarih daha çıkıyor karşımıza. O da fatura düzenlendiğinde sistemin attığı tarih. Her ne kadar e-fatura uygulamasında boş fatura ayırmak mümkün olmasa da “Türk’e önce imkansız de, sonra otur izle.” sözünün hakkını verircesine geriye dönük fatura kesilmesi gerektiğinde (seri numarası takip etme kuralına da uymak amacıyla) farklı bir seri numarasından fatura kesmeyi başarabiliyoruz. Öte yandan her halükarda önümüzde şöyle bir problem var. Fatura tarihi olarak biz üzerine istediğimiz tarihi koyabiliyoruz ama sistemin fatura düzenlenirken ve müşteriye gönderirken attığı otomatik tarihe müdahale edemiyoruz. Bu da ister istemez faturanın düzenlenme süresinin yedi günü aştığını ifşa eden bir husus olarak önümüze çıkıyor. Burada asıl soru işareti, e-faturada yedi günlük sürenin tespitinde faturaya bizim yazdığımız tarih mi yoksa sistemin verdiği tarih mi dikkate alınacağıdır.

Böyle bir sıkıntı herkes tarafından bilinmekteyken, büyük ihtimalle özelge talebinde bulunan firmanın da asıl amacı bu hususu öğrenmek olduğu ortadayken aşağıda da görüldüğü üzere Maliye yine yan paslarla topu çevirme yoluna gitmiş ve gollük bir vuruş yaparak soruna esaslı bir cevap verme zahmetine katlanmamış. Barcelona’nın sahadaki paslaşmalarını izlemek güzel ama o bile bir yerden sonra sıkıcı bir hal alırken Maliye’nin bu tarzı verdiği görüşlerde uygulamasını görmek hiç güzel değil.

Aşağıdaki muktezada da görebileceğiniz üzere Maliye bize zaten çok iyi bildiğimiz VUK’un ilgili maddesini hatırlatmış. Kendilerine müteşekkiriz.

 

Başlık
Elektronik ortamda düzenlenecek faturalarda yedi günlük sürenin dikkate alınıp alınmayacağı hk.
Tarih
14/07/2014
Sayı
64597866-105[MÜK.257-2014]-106
Kapsam
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü
Sayı
:
64597866-105[MÜK.257-2014]-106
14/07/2014
Konu
:
Elektronik ortamda düzenlenecek faturalarda yedi günlük sürenin hesabı.
İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Başkanlığımız ... vergi numaralı mükellefi olan şirketinizin grup şirketleriyle arasında mevcut olan finansal cari hesaplara adatlandırma yoluyla hesapladığı faizler için 1 Nisan 2014 tarihi itibariyle elektronik fatura sistemini kullanarak fatura düzenleyeceğinden bahisle şirketinizce elektronik ortamda düzenlenen söz konusu faturaların 7 günlük fatura düzenleme süresini aşabilecek şekilde düzenlenmesinin veya onaylanmasının mümkün olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde, fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmıştır.
Aynı Kanunun 231 inci maddesinde ise faturanın düzenlenmesi esnasında uyulması gereken kurallar 6 bent halinde sayılmış olup, 5 inci bentte ; "Fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır." hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan; faturanın elektronik belge olarak düzenlenmesi, elektronik ortamda iletilmesi, muhafaza ve ibraz edilmesine ilişkin usul ve esasların açıklandığı 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin (3.) bölümünde e-faturanın yeni bir belge türü olmadığı, kağıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahip olduğu açıklandıktan sonra "e-Fatura Düzenlenmesi ve İletilmesi" başlıklı (5.) bölümünün beşinci paragrafında "Mükellefler e-Fatura düzenlerken, bu Tebliğde belirtilmeyen hususlarda süreler başta olmak üzere Vergi Usul Kanunu ve ilgili diğer kanun ve düzenlemelerde yer alan usul ve esaslara uymak zorundadır." açıklaması yapılmıştır.
Yukarıda yer alan hüküm ve düzenlemelere göre; gerek kâğıt ortamında gerekse elektronik ortamda düzenlenecek faturaların malın teslimi ve/veya hizmetin ifasından itibaren yedi gün içerisinde düzenlenmesi gerekmektedir. Söz konusu yedi günlük süre azami süre olduğundan, bu süreye riayet edilmemesi halinde Vergi Usul Kanununda öngörülen cezaların uygulanacağı tabiidir.
Bilgi edinilmesini rica ederim.
(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.
(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.
(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Yıllardır bitmeyen avansların değerlemesi konusunda verilmiş son özelge (yine) ne diyor?

Bu işi yapanların bildiği üzere, yıllardan bu yana avansların değerlenip değerlenmeyeceği tartışılır durur. Mevzuat taraması yapılsa bir birinden zıt bir sürü özelge rahatlıkla bulunabilir. Mesleğin en sevmediğim yanlarından biri de budur. Yıllardır aynı mevzu ile ilgili değişen ve çelişen özelgeler, herkes tartıştığı halde konuyla ilgili net hükümler içeren bir kanun, tebliğ ya da sirküler çıkmaması, birçok meslektaşın enerjisini hep aynı sorulara cevap aramakla harcamasına neden olmaktadır.

Hakkını yemeyelim son zamanlarda Maliye'nin avanslarla ilgili verdiği özelgelerin hemen hepsi bunların değerlenmesi gerektiği yönünde. Öte yandan özellikle mal ithalati nedeniyle verilen avanslarda kafalar biraz karışmakta. Zira herkesin bildiği üzere ithal edilen mallar millileşene kadar (daha doğrusu alıcının deposuna ulaşana kadar) oluşan kur farklarının ilgili malın maliyeti ile ilişkilendirilmesi gerekiyor. Hal böyle olunca, avansı veren firma değerleme yaptığında oluşan kur farkını nereye sokacağını kara kara düşünüyor. Çünkü ithal edilen mala ilişkin kur farkı maliyetle ilişkilendirilir kuralı gereği firmalar avansı değerledikten sonra oluşan kur farkını gelir ya da gider (daha doğrusu kambiyo kârı ya da zararı) olarak kayıtlarına aldığında kendilerini suçlu (!) hissediyor.

Artık buna bir son vermenin zamanı geldi. Aşağıdaki özelgede de belirtildiği üzere verilen avansların dönem sonlarında değerlenmesi ve oluşan kur farklarının da hiç canbazlık düşünmeden gelir veya gider hesabına kaydedilmesi gerekiyor. (Gerçi özelgede yine "kurum kazancının tespitinde dikkate alınmalıdır" şeklinde neye yorumlanacağı çok net olmayan bir ifade kullansa da biz yine de oradan yürürüz.)

Mutlu sonlara bayılırım....


Başlık
Satıcılara döviz cinsinden verilen avansların değerleme günü itibariyle değerlenip değerlenmeyeceği, değerlenecekse oluşan olumlu veya olumsuz kur farkının doğrudan gelir-gider mi yazılacağı yoksa yatırımın maliyetiyle mi ilişkilendirileceği hk.
Tarih
24/07/2014
Sayı
64597866-105[280-2014]-122
Kapsam

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü



Sayı
:
64597866-105[280-2014]-122
24/07/2014
Konu
:
Döviz cinsinden verilen avanslara değerleme yapılıp yapılmayacağı ve kur farkı uygulaması.


            İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ile şirketinizin ...'da, ... tesisi yatırımı yaptığı, yapılan yatırımların          büyük ölçüde ithal girdi gerektirdiği, bu sebeple gerek doğrudan yapılacak ithalatlar için yurt dışındaki satıcılara, gerekse yurt içi tedarikler için yurt içindeki satıcılara döviz cinsinden avans verildiği belirtilerek, söz konusu dövizli avansların değerleme günü itibariyle değerlenip değerlenmeyeceği, değerlenecekse oluşan olumlu veya olumsuz kur farkının doğrudan gelir-gider mi yazılacağı yoksa 163 ve 334 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri çerçevesinde yatırımın maliyetiyle mi ilişkilendirileceği konularında Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.
          Vergi Usul Kanununun 280 inci maddesinde "Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır. Yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tespit olunur. Bu madde hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir. Bunlardan vadesi gelmemiş senede bağlı alacak ve borçlar, bu Kanunun 281 ve 285'inci maddeleri uyarınca değerleme günü kıymetine icra edilebilir. Ancak senette faiz oranının yazılı olmadığı durumlarda değerleme gününde geçerli olan Londra Bankalar Arası Faiz Oranı (LİBOR) esas alınır." denilmektedir.
            163 ve 334 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde yapılan açıklamalar yatırımların finansmanında kullanılan kredilere ilişkin faiz ve kur farkı giderlerine ilişkin olup, döviz cinsinden verilen avansların değerlemesi sonucu oluşan kur farkları bu kapsamda değerlendirilmemektedir.
            Diğer taraftan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safî kurum kazancının tespitinde de, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin birinci fıkrasının; (1) numaralı bendinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.
            Buna göre, şirketinizce yapılacak yatırımlar için döviz cinsinden verilen avanslar, döviz cinsinden alacak hükmünde olduğundan, dönem sonlarında Vergi Usul Kanununun yukarıdaki hükümlerinin de dikkate alınarak değerlemeye tabi tutulması, değerleme sonucu oluşan kur farklarının kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.
            Bilgi edinilmesini rica ederim.


(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.
(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.
(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

Kira Sözleşmelerine Uygulanacak Damga Vergisi

Kira sözleşmelerinde damga vergisi ve ödenecek damga vergisinde tarafların sorumluluğu ile ilgili değerlendirmelerimiz aşağıdaki gibidir;
1.    Verginin Konusu
488 sayılı Damga Vergisi kanununa ekli (1) sayılı Tablo da yazılı kâğıtlar damga vergisine tabidir. (2) sayılıTablo da yazılı kâğıtlar ise damga vergisinden istisna edilmiştir.
Ancak (1) sayılı Tabloda vergiye tabi kâğıtlar sayılmış olmakla birlikte o kâğıtların nasıl olması gerektiği belirtilmediğinden, kâğıdın tabi olacağı verginin tespiti için o kağıdın mahiyetine bakılır ve buna göre tabloda ya­zılı vergisi bulunur. Kâğıtların mahiyetinin tayininde ise, şekli kanunlarda belirtilmiş olanlarda kanunlardaki adlarına, belirtilmemiş olanlarda üzerle­rindeki yazının ihtiva ettiği hüküm ve manaya bakılır.
2.    Kira Sözleşmelerinde Damga Vergisi Oranı
Kanuna göre istisna tutulan kira sözleşmeleri haricinde kira mukavele­nameleri Damga Vergisine tabi tutulur. 2014 yılında kira mukavelenameleri üzerinde uygulanacak olan damga vergisi oranı Binde 1,89dur.
Kanunun 14. Maddesine göre; Kâğıtların damga vergisi bu kanuna ekli (1) sayılı Tabloda yer alan nispet veya miktarlarda alınır. Şu kadar ki her bir kâğıt için alınacak vergi tutarı (1) sayılı Tabloda yer alan sınırla­malar saklı kalmak üzere (2014 yılı için) 1.545.852,40 TL ’nı aşamaz, denilmektedir.
3.    Verginin Matrahı
Kira sözleşmelerinde damga vergisi, genel olarak mukavele süresine göre ve kira bedeli üzerinden hesaplanır.
Ayrıca 30 Seri No’lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliğinde, damga vergisinin katma değer vergisi hariç olmak üzere sadece işin bedeli üze­rinden hesaplanması, katma değer vergisi dahil edilerek düzenlenen kağıt­lardan alınması icap eden damga vergisinin ise katma değer vergisi düşül­dükten sonra kalan meblağ üzerinden hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.
Diğer taraftan, 35 Seri No’lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği’nin 4.maddesinde;”Vergiye tabi kağıdın yabancı para cinsinden düzenlenmesi halinde ise kağıt üzerinde yer alan dövizin, kağıdın düzenlendiği tarihteki T.C. Merkez Bankası’nca tespit ve ilan olunan cari döviz satış kuruna göre bulunacak Türk Lirası karşılığı üzerinden damga vergisi hesaplana­caktır. Damga vergisinin miktarının “azami tutarı” aşıp aşmadığı hususu­nun buna göre dikkate alınacağıda tabidir.” denilerek dövizli sözleşmelerin Türk Lirasına çevrilme işlemi esansında döviz satış kurunun dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.
4.    Adi Kefalet – Müteselsil Kefalet Durumu
Sözleşme üzerinde adi kefalet veya müteselsil kefalet bulunması, ödenecek damga vergisi tutarını değiştirmektedir.
Adi kefalet olması durumunda; Kira sözleşmesine konan kefalet şerhinin “adi kefalet” olması durumunda, kefalet şerhi asil akitten ayrı müstakil bir işlem, bir hukuki muamele niteliğindedir. Bu sebeple 488 sayılı Damga Vergisi Kanunun 6. maddesinin 1. fıkrası gereğince sözleşmelerde adi kefalet olması durumunda sözleşme için binde 1,89 ve kefalet için binde 9,48 olmak üzere toplam binde 11,37 damga vergisi kesintisi yapılacaktır.
Müteselsil kefalet ise; alacaklının asıl borçluya müracaat etmeden doğrudan kefile başvurma hakkına sahip olduğu bir kefalet türüdür. Kira mukavelesine konan kefalet şerhinin “müteselsil kefil” veya“müteselsil kefil ve müşterek borçlu” sıfatıyla konulması halinde, kefaletşerhi asıl akitle birbirine bağlı ve bir asıldan doğma akit işlemler mütalaa edildiğinden, kâğıtta yer alan akit ve işlemler içerisinde en yüksek vergi alınmasını gerektiren tutarın dikkate alınması suretiyle yapılacaktır.
Maliye bakanlığı ‘’Sözleşmenin kiracı ile kiralayan yanı sıra müteselsil kefil veya müşterek borçlu tarafından da imzalanmış olması halinde, söz konusu kira sözleşmesine ait damga vergisi, mukavele süresine göre bulunacak toplam kira tutarının binde 9,48 damga vergisi oranı ile çarpılmak suretiyle hesaplanacak tutar olacaktır.’’ açıklamasını yapmıştır.
Sözleşmelerdeki kefalet türü, özellikle yüksek bedelli sözleşmelerde ödenecek damga vergisi tutarına oldukça fazla etki etmektedir.
5.    Damga Vergisinde Ceza ve Sorumluluk
Damga vergisinde ceza ve sorumluluk konusu kanunun 24. Maddesinde düzenlenmiştir.
İlgili kanun maddesine göre; Vergiye tabi kâğıtların Damga Vergisinin ödenmemesinden veya noksan ödenmesinden dolayı alınması lazım gelen vergi ve cezadan, mükelleflere rücu hakkı olmak üzere, kâğıtları ibraz edenler sorumludur.
Birden fazla kişi tarafından imza edilen kâğıtlara ait vergi ve cezanın tamamından imza edenler müteselsilen sorumludurlar. Bunlar arasında vergiden müstesna olanların bulunması Damga Vergisinin noksan ödenmesini gerektirmez. Damga Vergisinden muaf kuruluşlarca kişilerin (1) sayılı tabloda yer alan işlemleriyle ilgili olarak düzenlenen ve sadece bu kurumların imzasını taşıyan kâğıtlara ait verginin tamamı kişiler tarafından ödenir. Ancak bu kâğıtlara ait verginin hiç ödenmemesi veya noksan ödenmesi halinde vergi ve cezanın tamamından kişilerle birlikte kurumlar müteselsilen sorumludurlar.
22 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında bulunanlar (Sürekli damga vergisi mükellefiyeti olanlar), taraf oldukları işlemlere ilişkin kâğıtlara ait verginin beyan ve ödenmesinden sorumludurlar. Verginin ödenmemesi veya noksan ödenmesi durumunda vergi, ceza ve fer ‘ileri, vergi için diğer işlem taraflarına rücu hakkı olmak üzere, bu fıkrada belirtilen kişilerden alınır.
Resmi daireler veya noterlerce düzenlenerek kişilere verilen veya dairede bırakılan ve Damga Vergisi hiç alınmayan veya noksan alınan kâğıtların vergisi mükelleflere, cezası düzenleyenlere aittir.
Vergi ve ceza, vergi için mükelleflere rücu hakkı olmak üzere, kâğıtlarıdüzenleyenlerden alınır.

Tehlikeli Mukteza: Sigorta acetenlerinin sigorta firmaları dışındakilerden elde ettikleri komisyon gelirlerine KDV uygulanmalı.


T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
MÜKELLEF HİZMETLERİ KATMA DEĞER VERGİSİ GRUP MÜDÜRLÜĞÜ
Sayı
:
39044742-BSMV-1081
24/07/2013
Konu
:
Sigorta acenteleri arasında verilen işler nedeni ile elde edilen komisyonların KDV ve BSMV karşısında durumu ve fatura düzeni

 

İlgi dilekçenizde acenteler arasında yapılan iş tekliflerinin değerlendirilmesi sonucu elde edilen komisyonların ve aktiflerinde kayıtlı bulunan nakil vasıtalarının ve demirbaşların satılması halinde vergi uygulamaları konusunda görüş talep edilmektedir.

I- GİDER VERGİLERİ KANUNU AÇISINDAN

6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 28 inci maddesinde; "Banka ve sigorta şirketlerinin 10/6/1985 tarihli ve 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa göre yaptıkları işlemler hariç olmak üzere, her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir." hükmü, 01.08.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle değişik 30 uncu maddesinde ise, "Banka ve sigorta muameleleri vergisini banka ve bankerlerle sigorta şirketleri öder. Sigorta aracıları tarafından yapılan sigorta işlemlerinde de verginin mükellefi sigorta şirketleridir." hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, 26.07.2008 tarihli ve 26948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 86 Seri No.lu Gider Vergileri Genel Tebliğinin "A- Sigorta İşlemlerinde BSMV Mükellefi" başlıklı bölümünde; "...6802 sayılı Kanunun 28 inci maddesi uyarınca, verginin doğması için sigorta şirketlerince bir muamele yapılması ve bu muamele sonucunda lehe nakden veya hesaben para alınması gerekmektedir. Ayrıca, 5766 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle değişik 6802 sayılı Kanunun 30 uncu maddesine göre, sigorta aracıları tarafından yapılan sigorta işlemlerinde de verginin mükellefi sigorta şirketleridir.

6802 sayılı Kanunda değişiklikler yapan 5766 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin yürürlüğe girmesinden önceki uygulamaya göre sigorta işlemlerinde BSMV'nin mükellefi, sigorta şirketleri ile bu şirketler tarafından sözleşme yapma veya prim tahsil etme yetkisi verilen sigorta acenteleriydi. Ancak, 5766 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler uyarınca, 1/8/2008 tarihinden itibaren sözleşme yapma veya prim tahsil etme yetkisi bulunan sigorta acenteleri ile sigorta acenteliği bulunan banka şubeleri tarafından yapılan sigorta işlemleri de dahil olmak üzere bütün sigorta işlemlerinde verginin mükellefi sigorta şirketleridir." açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, bütün sigorta işlemlerinde verginin mükellefi sigorta şirketleri olup, sigorta acenteleri ve brokerlar tarafından yapılan sigorta işlemleri ile bunların aktiflerinde bulunan demirbaş veya nakil vasıtalarının satış işlemleri BSMV nin konusuna girmemektedir.

II- KATMA DEĞER VERGİSİ (KDV) KANUNU AÇISINDAN

3065 sayılı KDV Kanununun;

1/1 inci maddesinde, Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu,

17/4-e maddesinde, banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler ve sigorta aracılarının sigorta şirketlerine yaptığı sigorta muamelelerine ilişkin işlemlerinin KDV den istisnaolduğu

hükme bağlanmıştır.

5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 2 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, sigorta aracıları sigorta acentesi ve brokerleri olarak sayılmış olup aynı maddenin (m) bendinde ise sigorta acentesi; ticarî mümessil, ticarî vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tâbi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimî bir surette sigorta şirketlerinin nam ve hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık etmeyi veya bunları sigorta şirketleri adına yapmayı meslek edinen, sözleşmenin akdinden önce hazırlık çalışmalarını yürüten ve sözleşmenin uygulanması ile tazminatın ödenmesinde yardımcı olan kişi olarak tanımlanmıştır.

KDV Kanununun uygulanması bakımından gerçek veya tüzel kişilerin sigorta şirketi, broker, sigorta acentesi veya tali acente olup olmadığının belirlenmesinde, yukarıdaki Kanun hükümlerinde belirtilen şartların varlığının araştırılması gerekmektedir.

Buna göre;

1- 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 2 inci maddesine göre sigorta aracılık hizmetleri faaliyeti yürüten Şirketiniz tarafından sigorta şirketlerine sigorta muamelelerine ilişkin olarak verilen hizmetler, KDV Kanununun 17/4-e maddesine göre vergiden istisnadır.

2- Sigorta şirketleri tarafından Şirketinize ödenen komisyonun diğer sigorta aracılarına veya tali acentelere aktarılan kısmı ise istisna kapsamında değerlendirilmeyerek KDV ye tabi tutulacaktır.

3- Sigorta acente ve brokerlarının aktifinde kayıtlı olan demirbaş veya nakil vasıtalarının satış işlemi sigorta muamele işlemi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, KDV Kanununun 1/1 inci maddesine göre KDV ye tabi olacaktır.

III- VERGİ USUL KANUNU AÇISINDAN

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu hükme bağlanmıştır.

243 ve 246 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde, sigorta acente ve prodüktörleri ile sigorta ve reasürans brokerleri tarafından sigorta şirketlerine sağlanan hizmetler nedeniyle ödenen komisyon bedelleri için sigorta şirketleri tarafından "Sigorta Komisyon Gider Belgesi" düzenleneceği ve acente, prodüktör ve brokerlerin bu bedeller için ayrıca fatura düzenlemeyecekleri ve bu bedelleri sigorta komisyon gider belgesine istinaden hasılat kaydedecekleri açıklanmıştır.

Yukarıdaki açıklamalara göre;

1- Başka bir sigorta acentesinden alınan iş karşılığı düzenlenecek poliçe kapsamında sigorta şirketi tarafından sigorta komisyon gider belgesi düzenlenmek suretiyle elde edilen aracılık hizmet bedelinden iş getiren sigorta acentesine ödenecek komisyon için fatura,

2- Brokerin sigorta acentesinden veya sigorta acentesinin brokerden aldığı işler karşılığında ödenen komisyonlar için fatura,

3- Brokerin başka bir brokere yaptığı iş karşılığında ödenen komisyonlar için fatura,

4- Sigorta acenteleri ile brokerlerin aktiflerinde bulunan demirbaş ve nakil vasıtalarının satışı durumunda bu satışlar için acenteler tarafından alıcıya fatura düzenlenmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


 

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.