27 Ağustos 2014 Çarşamba

Kira Sözleşmelerine Uygulanacak Damga Vergisi

Kira sözleşmelerinde damga vergisi ve ödenecek damga vergisinde tarafların sorumluluğu ile ilgili değerlendirmelerimiz aşağıdaki gibidir;
1.    Verginin Konusu
488 sayılı Damga Vergisi kanununa ekli (1) sayılı Tablo da yazılı kâğıtlar damga vergisine tabidir. (2) sayılıTablo da yazılı kâğıtlar ise damga vergisinden istisna edilmiştir.
Ancak (1) sayılı Tabloda vergiye tabi kâğıtlar sayılmış olmakla birlikte o kâğıtların nasıl olması gerektiği belirtilmediğinden, kâğıdın tabi olacağı verginin tespiti için o kağıdın mahiyetine bakılır ve buna göre tabloda ya­zılı vergisi bulunur. Kâğıtların mahiyetinin tayininde ise, şekli kanunlarda belirtilmiş olanlarda kanunlardaki adlarına, belirtilmemiş olanlarda üzerle­rindeki yazının ihtiva ettiği hüküm ve manaya bakılır.
2.    Kira Sözleşmelerinde Damga Vergisi Oranı
Kanuna göre istisna tutulan kira sözleşmeleri haricinde kira mukavele­nameleri Damga Vergisine tabi tutulur. 2014 yılında kira mukavelenameleri üzerinde uygulanacak olan damga vergisi oranı Binde 1,89dur.
Kanunun 14. Maddesine göre; Kâğıtların damga vergisi bu kanuna ekli (1) sayılı Tabloda yer alan nispet veya miktarlarda alınır. Şu kadar ki her bir kâğıt için alınacak vergi tutarı (1) sayılı Tabloda yer alan sınırla­malar saklı kalmak üzere (2014 yılı için) 1.545.852,40 TL ’nı aşamaz, denilmektedir.
3.    Verginin Matrahı
Kira sözleşmelerinde damga vergisi, genel olarak mukavele süresine göre ve kira bedeli üzerinden hesaplanır.
Ayrıca 30 Seri No’lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliğinde, damga vergisinin katma değer vergisi hariç olmak üzere sadece işin bedeli üze­rinden hesaplanması, katma değer vergisi dahil edilerek düzenlenen kağıt­lardan alınması icap eden damga vergisinin ise katma değer vergisi düşül­dükten sonra kalan meblağ üzerinden hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.
Diğer taraftan, 35 Seri No’lu Damga Vergisi Kanunu Genel Tebliği’nin 4.maddesinde;”Vergiye tabi kağıdın yabancı para cinsinden düzenlenmesi halinde ise kağıt üzerinde yer alan dövizin, kağıdın düzenlendiği tarihteki T.C. Merkez Bankası’nca tespit ve ilan olunan cari döviz satış kuruna göre bulunacak Türk Lirası karşılığı üzerinden damga vergisi hesaplana­caktır. Damga vergisinin miktarının “azami tutarı” aşıp aşmadığı hususu­nun buna göre dikkate alınacağıda tabidir.” denilerek dövizli sözleşmelerin Türk Lirasına çevrilme işlemi esansında döviz satış kurunun dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.
4.    Adi Kefalet – Müteselsil Kefalet Durumu
Sözleşme üzerinde adi kefalet veya müteselsil kefalet bulunması, ödenecek damga vergisi tutarını değiştirmektedir.
Adi kefalet olması durumunda; Kira sözleşmesine konan kefalet şerhinin “adi kefalet” olması durumunda, kefalet şerhi asil akitten ayrı müstakil bir işlem, bir hukuki muamele niteliğindedir. Bu sebeple 488 sayılı Damga Vergisi Kanunun 6. maddesinin 1. fıkrası gereğince sözleşmelerde adi kefalet olması durumunda sözleşme için binde 1,89 ve kefalet için binde 9,48 olmak üzere toplam binde 11,37 damga vergisi kesintisi yapılacaktır.
Müteselsil kefalet ise; alacaklının asıl borçluya müracaat etmeden doğrudan kefile başvurma hakkına sahip olduğu bir kefalet türüdür. Kira mukavelesine konan kefalet şerhinin “müteselsil kefil” veya“müteselsil kefil ve müşterek borçlu” sıfatıyla konulması halinde, kefaletşerhi asıl akitle birbirine bağlı ve bir asıldan doğma akit işlemler mütalaa edildiğinden, kâğıtta yer alan akit ve işlemler içerisinde en yüksek vergi alınmasını gerektiren tutarın dikkate alınması suretiyle yapılacaktır.
Maliye bakanlığı ‘’Sözleşmenin kiracı ile kiralayan yanı sıra müteselsil kefil veya müşterek borçlu tarafından da imzalanmış olması halinde, söz konusu kira sözleşmesine ait damga vergisi, mukavele süresine göre bulunacak toplam kira tutarının binde 9,48 damga vergisi oranı ile çarpılmak suretiyle hesaplanacak tutar olacaktır.’’ açıklamasını yapmıştır.
Sözleşmelerdeki kefalet türü, özellikle yüksek bedelli sözleşmelerde ödenecek damga vergisi tutarına oldukça fazla etki etmektedir.
5.    Damga Vergisinde Ceza ve Sorumluluk
Damga vergisinde ceza ve sorumluluk konusu kanunun 24. Maddesinde düzenlenmiştir.
İlgili kanun maddesine göre; Vergiye tabi kâğıtların Damga Vergisinin ödenmemesinden veya noksan ödenmesinden dolayı alınması lazım gelen vergi ve cezadan, mükelleflere rücu hakkı olmak üzere, kâğıtları ibraz edenler sorumludur.
Birden fazla kişi tarafından imza edilen kâğıtlara ait vergi ve cezanın tamamından imza edenler müteselsilen sorumludurlar. Bunlar arasında vergiden müstesna olanların bulunması Damga Vergisinin noksan ödenmesini gerektirmez. Damga Vergisinden muaf kuruluşlarca kişilerin (1) sayılı tabloda yer alan işlemleriyle ilgili olarak düzenlenen ve sadece bu kurumların imzasını taşıyan kâğıtlara ait verginin tamamı kişiler tarafından ödenir. Ancak bu kâğıtlara ait verginin hiç ödenmemesi veya noksan ödenmesi halinde vergi ve cezanın tamamından kişilerle birlikte kurumlar müteselsilen sorumludurlar.
22 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında bulunanlar (Sürekli damga vergisi mükellefiyeti olanlar), taraf oldukları işlemlere ilişkin kâğıtlara ait verginin beyan ve ödenmesinden sorumludurlar. Verginin ödenmemesi veya noksan ödenmesi durumunda vergi, ceza ve fer ‘ileri, vergi için diğer işlem taraflarına rücu hakkı olmak üzere, bu fıkrada belirtilen kişilerden alınır.
Resmi daireler veya noterlerce düzenlenerek kişilere verilen veya dairede bırakılan ve Damga Vergisi hiç alınmayan veya noksan alınan kâğıtların vergisi mükelleflere, cezası düzenleyenlere aittir.
Vergi ve ceza, vergi için mükelleflere rücu hakkı olmak üzere, kâğıtlarıdüzenleyenlerden alınır.

Tehlikeli Mukteza: Sigorta acetenlerinin sigorta firmaları dışındakilerden elde ettikleri komisyon gelirlerine KDV uygulanmalı.


T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
MÜKELLEF HİZMETLERİ KATMA DEĞER VERGİSİ GRUP MÜDÜRLÜĞÜ
Sayı
:
39044742-BSMV-1081
24/07/2013
Konu
:
Sigorta acenteleri arasında verilen işler nedeni ile elde edilen komisyonların KDV ve BSMV karşısında durumu ve fatura düzeni

 

İlgi dilekçenizde acenteler arasında yapılan iş tekliflerinin değerlendirilmesi sonucu elde edilen komisyonların ve aktiflerinde kayıtlı bulunan nakil vasıtalarının ve demirbaşların satılması halinde vergi uygulamaları konusunda görüş talep edilmektedir.

I- GİDER VERGİLERİ KANUNU AÇISINDAN

6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 28 inci maddesinde; "Banka ve sigorta şirketlerinin 10/6/1985 tarihli ve 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa göre yaptıkları işlemler hariç olmak üzere, her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir." hükmü, 01.08.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle değişik 30 uncu maddesinde ise, "Banka ve sigorta muameleleri vergisini banka ve bankerlerle sigorta şirketleri öder. Sigorta aracıları tarafından yapılan sigorta işlemlerinde de verginin mükellefi sigorta şirketleridir." hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, 26.07.2008 tarihli ve 26948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 86 Seri No.lu Gider Vergileri Genel Tebliğinin "A- Sigorta İşlemlerinde BSMV Mükellefi" başlıklı bölümünde; "...6802 sayılı Kanunun 28 inci maddesi uyarınca, verginin doğması için sigorta şirketlerince bir muamele yapılması ve bu muamele sonucunda lehe nakden veya hesaben para alınması gerekmektedir. Ayrıca, 5766 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle değişik 6802 sayılı Kanunun 30 uncu maddesine göre, sigorta aracıları tarafından yapılan sigorta işlemlerinde de verginin mükellefi sigorta şirketleridir.

6802 sayılı Kanunda değişiklikler yapan 5766 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin yürürlüğe girmesinden önceki uygulamaya göre sigorta işlemlerinde BSMV'nin mükellefi, sigorta şirketleri ile bu şirketler tarafından sözleşme yapma veya prim tahsil etme yetkisi verilen sigorta acenteleriydi. Ancak, 5766 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler uyarınca, 1/8/2008 tarihinden itibaren sözleşme yapma veya prim tahsil etme yetkisi bulunan sigorta acenteleri ile sigorta acenteliği bulunan banka şubeleri tarafından yapılan sigorta işlemleri de dahil olmak üzere bütün sigorta işlemlerinde verginin mükellefi sigorta şirketleridir." açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, bütün sigorta işlemlerinde verginin mükellefi sigorta şirketleri olup, sigorta acenteleri ve brokerlar tarafından yapılan sigorta işlemleri ile bunların aktiflerinde bulunan demirbaş veya nakil vasıtalarının satış işlemleri BSMV nin konusuna girmemektedir.

II- KATMA DEĞER VERGİSİ (KDV) KANUNU AÇISINDAN

3065 sayılı KDV Kanununun;

1/1 inci maddesinde, Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu,

17/4-e maddesinde, banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler ve sigorta aracılarının sigorta şirketlerine yaptığı sigorta muamelelerine ilişkin işlemlerinin KDV den istisnaolduğu

hükme bağlanmıştır.

5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 2 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, sigorta aracıları sigorta acentesi ve brokerleri olarak sayılmış olup aynı maddenin (m) bendinde ise sigorta acentesi; ticarî mümessil, ticarî vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tâbi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimî bir surette sigorta şirketlerinin nam ve hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık etmeyi veya bunları sigorta şirketleri adına yapmayı meslek edinen, sözleşmenin akdinden önce hazırlık çalışmalarını yürüten ve sözleşmenin uygulanması ile tazminatın ödenmesinde yardımcı olan kişi olarak tanımlanmıştır.

KDV Kanununun uygulanması bakımından gerçek veya tüzel kişilerin sigorta şirketi, broker, sigorta acentesi veya tali acente olup olmadığının belirlenmesinde, yukarıdaki Kanun hükümlerinde belirtilen şartların varlığının araştırılması gerekmektedir.

Buna göre;

1- 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 2 inci maddesine göre sigorta aracılık hizmetleri faaliyeti yürüten Şirketiniz tarafından sigorta şirketlerine sigorta muamelelerine ilişkin olarak verilen hizmetler, KDV Kanununun 17/4-e maddesine göre vergiden istisnadır.

2- Sigorta şirketleri tarafından Şirketinize ödenen komisyonun diğer sigorta aracılarına veya tali acentelere aktarılan kısmı ise istisna kapsamında değerlendirilmeyerek KDV ye tabi tutulacaktır.

3- Sigorta acente ve brokerlarının aktifinde kayıtlı olan demirbaş veya nakil vasıtalarının satış işlemi sigorta muamele işlemi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, KDV Kanununun 1/1 inci maddesine göre KDV ye tabi olacaktır.

III- VERGİ USUL KANUNU AÇISINDAN

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu hükme bağlanmıştır.

243 ve 246 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde, sigorta acente ve prodüktörleri ile sigorta ve reasürans brokerleri tarafından sigorta şirketlerine sağlanan hizmetler nedeniyle ödenen komisyon bedelleri için sigorta şirketleri tarafından "Sigorta Komisyon Gider Belgesi" düzenleneceği ve acente, prodüktör ve brokerlerin bu bedeller için ayrıca fatura düzenlemeyecekleri ve bu bedelleri sigorta komisyon gider belgesine istinaden hasılat kaydedecekleri açıklanmıştır.

Yukarıdaki açıklamalara göre;

1- Başka bir sigorta acentesinden alınan iş karşılığı düzenlenecek poliçe kapsamında sigorta şirketi tarafından sigorta komisyon gider belgesi düzenlenmek suretiyle elde edilen aracılık hizmet bedelinden iş getiren sigorta acentesine ödenecek komisyon için fatura,

2- Brokerin sigorta acentesinden veya sigorta acentesinin brokerden aldığı işler karşılığında ödenen komisyonlar için fatura,

3- Brokerin başka bir brokere yaptığı iş karşılığında ödenen komisyonlar için fatura,

4- Sigorta acenteleri ile brokerlerin aktiflerinde bulunan demirbaş ve nakil vasıtalarının satışı durumunda bu satışlar için acenteler tarafından alıcıya fatura düzenlenmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.


 

(*) Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**) İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

 

İlginç mukteza: Hem giderini indiremiyoruz, hem de yansıttığımız gideri hasılat kaydediyoruz. (!)


Başlık
Otel işletmeciliği faaliyetinde bulunan şirketin helikopterine ilişkin gider, amortismanlar ve KDV.
Tarih
08/04/2014
Sayı
39044742-130-813
Kapsam
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri KDV Grup Müdürlüğü
Sayı
:
39044742-130-813
08/04/2014
Konu
:
Otel işletmeciliği faaliyetinde bulunan şirketin helikopterine ilişkin gider, amortismanlar ve KDV.
İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Antalya ve Alanya'da farklı yerlerde otel işletmeciliği faaliyetinde bulunan Şirketinizin Mersin ilinin Mut ilçesinde enerji üretimi yapan bir iştiraki bulunduğu, 2012 yılında otelleriniz ile enerji santrali arasındaki ulaşımın daha hızlı sağlanması amacıyla bir helikopter satın aldığınız belirtilerek,
- Bu helikopterin giderlerinin ve amortismanlarının kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınamayacağı,
- İştiraki enerji şirketine helikopter kullanımı dolayısıyla fatura kesilmesi halinde helikopterle ilgili giderlerin ve amortismanların ne şekilde dikkate alınacağı,
- Helikopterin giderlerine ilişkin katma değer vergisinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı,
hususlarındaki Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
1- Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları Açısından:
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun "Safi kurum kazancı" başlıklı 6 ncı maddesinde; "1) Kurumlar vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanır.
(2) Safî kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır...." hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanun'un "Kabul edilmeyen indirimler" başlıklı 11/1-f maddesinde; kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan; yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz taşıtları ile uçak, helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderlerin ve amortismanların kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılmasının mümkün olmadığı hüküm altına alınmıştır.
Diğer taraftan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti" başlıklı 38 inci maddesinde,
"Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:
1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;
2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.
Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu'nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41'inci maddeleri hükümlerine uyulur." hükmü yer almaktadır.
Konu ile ilgili yayımlanan 1 Seri No lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "11. Kabul Edilmeyen İndirimler" başlıklı bölümün "11.7. Bazı taşıtlara ilişkin giderler ve amortismanlar" başlıklı alt bölümünde, "Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan bazı motorlu deniz taşıtları ile uçak, helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ile amortismanlarının indirimi mümkün değildir." açıklamalarına yer verilmiştir.
Öte yandan, 180 Seri No lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin "C) Taşıtların Giderleri ve Amortismanlarının Vergi Matrahından İndirilmesi" başlıklı bölümün "d) İşletmenin Esas Faaliyet Konusuyla İlgili Olmayan Yat Kotra Tekne Sürat Teknesi Gibi Motorlu Deniz ve Uçak Helikopter Gibi Hava Taşıtlarıyla İlgili Giderleri ile Amortismanlar" başlıklı alt bölümünde,
"Gelir Vergisi Kanununun 41'inci maddesinin birinci fıkrasına 4008 sayılı Kanunla eklenen 7 numaralı bent hükmü ile kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz taşıtlarıyla uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarının işletmenin esas faaliyet konusuyla ilgili olmaması halinde bu taşıtlara ilişkin giderler ile amortismanların ticari kazançtan gider olarak indirilmesi kabul edilmemiştir.
Sözü edilen bentte yer alan deniz ve hava taşıtlarının işletmenin esas faaliyet konusuyla ilgili olmaması durumunda, zati veya ailevi ihtiyaçlarda kullanılması veya sadece işletmede kullanılmış olması sonucu değiştirmemektedir.
Öte yandan, yukarıda sayılan ve işletmenin esas faaliyet konusuyla ilgili olan deniz ve hava taşıtlarının, aynı zamanda işletme sahibinin zati veya ailevi ihtiyaçlarında da kullanılması halinde, bu taşıtlara ilişkin giderler ile amortismanlarının yarısının indirileceği tabiidir.
açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu hüküm ve açıklamalara göre, faaliyet konusu otel işletmeciliği olan Firmanızın iştiraki bulunduğu enerji üretimi yapan şirket ile aranızdaki ulaşımı daha hızlı sağlamak amacıyla kullanılan hava (helikopter) taşıtına ait giderler ve amortismanların Şirketin esas faaliyet konusu ile ilişkili olmaması nedeniyle Firmanız tarafından kurum kazancının tespitinde indirim olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, Firmanızın enerji şirketine hava (helikopter) taşıtı kullanımı dolayısıyla fatura düzenleyerek gelir elde etmesi durumunda elde ettiği gelirin kurum kazancı olarak beyan edileceği hususu da tabiidir.
2-Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunu Açısından:
3065 sayılı KDV Kanununun 29/1 nci maddesinde; mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV den, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV yi indirebilecekleri hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanunun 30/d maddesinde ise; Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen KDV nin indirim konusu yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Buna göre, faaliyet konusu otel işletmeciliği olan Firmanızın iştiraki bulunduğu enerji üretimi yapan şirket ile aranızdaki ulaşımı daha hızlı sağlamak amacıyla kullanılan hava (helikopter) taşıtına ait giderler ve amortismanların Firmanız tarafından kurum kazancının tespitinde indirim olarak dikkate alınması mümkün bulunmadığından KDV Kanununun 30/d maddesine göre bunlar için ödenen KDV'nin indirim konusu yapılması da mümkün bulunmamaktadır.
Bilgi edinilmesini rica ederim..

26 Ağustos 2014 Salı

Grup İçi Kredi Kullanımı ve Örtülü Sermaye Uygulaması


Grup İçi Kredi Kullanımı ve Örtülü Sermaye Uygulaması

1-   Örtülü Sermaye Hükümleri Açısından Değerlendirme (KVK Madde 12)

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12’nci maddesinde belirtildiği üzere “Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.” hükmü yer almaktadır. Örtülü sermaye hesaplamasında baz alınacak öz sermaye tutarı Vergi Usul Kanunu uyarınca hesap dönemi başındaki öz sermaye tutarıdır.

Aynı kanuna göre örtülü sermaye olarak değerlendirilen borç üzerinden hesaplanan faiz ve kur farkı gideri borçlu firma tarafından KKEG olarak beyan edilmelidir.

Ayrıca 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Tebliğinin örtülü sermayeye ilişkin hükümlerinde “Örtülü sermaye üzerinden ödenen faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılacak ve ödeme tutarı üzerinden %15 oranında stopaj hesaplamanız gerekecektir.” hükmü yer almaktadır.

Buna göre; alacaklı kurumun dar mükellef olması durumunda, faiz üzerinden daha önce hesaplanan %10’luk stopaja ek olarak örtülü sermayeye isabet eden faiz üzerinden %5’lik ilave bir stopaj hesaplanması gerekecektir. Öte yandan alacaklı kurumun mukimi olduğu ülke ile Türkiye arasında imzalanan bir Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması olması durumunda anlaşmada temettü ödemelerine uygulanacak stopaj oranı uygulanacaktır.

2-   Transfer Fiyatlandırması Hükümleri Açısından Değerlendirme

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13’ncü maddesinin 1. fıkrasında “Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir” hükmü yer almaktadır.

İlgili kanun hükmüne istinaden ilişkili firmadan temin edilecek krediye ilişkin ödenecek faiz tutarının emsallere uygun olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Aksi halde ilişkili firmaya ödenen faiz tutarların transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı kapsamında eleştiri konusu yapılabilecek ve emsali aşan kısmın kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmesi mümkün olmayacak ayrıca söz konusu tutar grup firmasına dağıtılmış kar payı sayılarak kar payı stopajına tabi tutulacaktır.

Ayrıca, firmanızın bir hesap dönemi içinde ilişkili kişilerle yaptığı yurt dışı işlemlere ilişkin olarak Kurumlar Vergisi Beyannamesinin verilme süresine kadar “Yıllık Transfer Fiyatlandırması Raporu” hazırlaması ve kullanılacak krediye ilişkin emsallere uygunluk analizine raporda yer vermesi gerekmektedir.

3-   Dönemsellik İlkesi Açısından

Dönemsellik ilkesi gereği; kullanılan krediye ilişkin faizlerin ait olduğu dönemde kayıtlara alınması gerekmektedir. Dönem sonunda tahakkuk yoluyla kayıtlara alınan faiz giderine ilişkin stopajın da aynı dönemde kayıtlara alınarak beyan edilmesi gerekmektedir.

4-   Katma Değer Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirme

Katma Değer Vergisi Kanununun 1 numaralı maddesinde “Türkiye’de yapılan Ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin” katma değer vergisine tabi olduğu, 6 numaralı maddesinde ise işlemlerin Türkiye’de yapılmasından kastedilenin “Hizmetin Türkiye'de yapılmasını veya hizmetten Türkiye'de faydalanılması” olduğu belirtilmiştir.

Finansman hizmeti, KDV kanununa kapsamına girdiğinden finans hizmeti kapsamında hesaplanan faiz %18 oranında KDV’ye tabidir.

Kanun hükmü uyarınca yurt dışında mukim olan ve yurt dışında banka ve finans kuruluşu olmayan ilişkili firmalarınızdan alınan kredilere ilişkin olarak yapılan faiz ödemeleri üzerinden sorumlu sıfatıyla %18 oranında KDV hesaplayarak KDV-2 beyannamesinde beyan etmeniz KDV-1 beyannamesinde indirim konusu yapmanız gerekecektir.

Grup şirketlerinden kullanılacak kredi üzerinden hesaplanacak KDV konusunda bir diğer dikkat edilmesi gereken husus da yukarıda belirtilen örtülü sermaye hükümlerinin oluşması durumunda örtülü sermayeye isabet eden KDV’nin indirim konusu yapılamayıp kayıtlara Kanunen Kabul Edilmeyen Gider olarak alınması gereğidir. Ayrıca yukarıda da değinildiği üzere transfer fiyatlandırması açısından emsali aşan faiz için hesaplanan KDV’nin indirimi mümkün olmayıp KKEG olarak dikkate alınması gerekecektir.

Konuya ilişkin düzenleme Katma Değer Vergisi Kanununun 30 numaralı maddesinin “d” bendinde  düzenlenmiş olup ilgili kanun hükmü aşağıda bilginize sunulmuştur;

Katma Değer Vergisi Kanunu Madde 30:

Aşağıdaki vergiler mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez: 

d) Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen katma değer vergisi.

Önerimiz, grup şirketlerinden kredi kullanımında ya da kredi kullandırmada borçlu durumdaki şirketin dönem başı öz sermaye tutarının ve ilişkili kişilere olan borcun (vadesi geçmemiş ticari nitelikteki borçlar dışındakiler) dikkate alınmasıdır. Dönem başı öz sermayenin üç katını aşan borçlarda hem stopaj hem de KDV açısından ilave yüklerin söz konusu olacağı göz önünde bulundurulmalıdır.

D-) Damga Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirme

 

Damga Vergisinden istisna kağıtları düzenleyen 2 Sayılı Listede Türkiye’deki şirketin yurtdışı ortaklarından alacağı krediler için yapılan sözleşmelere yer verilmemesi nedeniyle ilgili sözleşmeler için kredi tutarı üzerinden binde 9,48 oranında Damga Vergisi hesaplanması gerekecektir.

 

E-) Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu

Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu Hakkında yayınlanan 6 Sıra No’lu Tebliğde yer alan düzenleme uyarınca “Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışı kurumlardan kullandıkları TL cinsinden krediler üzerinden ise vadesine bakılmaksızın %3 oranında KKDF kesintisi yapılmaktadır.

Dövizli kredilerde ise vadeye göre aşağıdaki oranlarda KKDF uygulaması söz konusu olacaktır. KKDF, kredi geri ödemesinde paranın transfer edildiği banka tarafından hesaplanmaktadır.

Ortalama vadesi bir yıla kadar olanlarda
3%
Ortalama vadesi 1 yıl (1 yıl dahil) ile 2 yıl arasında olanlarda
1%
Ortalama vadesi 2 yıl (2 yıl dahil) ile 3 yıl arasında olanlarda
0,5%
Ortalama vadesi 3 yıl (3 yıl dahil) ve üzerinde olanlarda
0%

 

Fiili İthalattan Sonra Doğan Kur Farkı KDV’ye Konu Olmalıymış.

Aşağıda yer alan 2014 Nisan tarihli muktezada mal ithalatından kaynaklı olan yabancı para cinsinden olan borçlarla ilgili olan kur farklarının KDV'ne tabi olduğu iddia edilmekte. Olumsuz kur farkı olması durumunda, kur farkı üzerinden KDV hesaplanması ve bunu gümrüğe ödemek gerektiği belirtilmekte. Olumlu kur farkı olması durumuna ise nedense değinilmemiş.

Sanırım muktezayı yazan kişi o gün yatağın solundan kalkmış. Hem hiç hesapta olmayan bir KDV icat etmiş hem de bunun için 2 Nolu KDV Beyannamesi ile değil de gümrüğe gidip ödenmesi gerektiğini söylemiş. Olumlu kur farkı olduğundan gümrük bana ithalat esnasında ödediğim fazla KDV'yi iade edecekse neden olmasın!

İşte mukteza;

“İthalatta vergi matrahına dahil unsurlardan olan ithal edilen eşyayla ilgili olarak, sonradan ortaya çıkan ve vadeli ithalattan kaynaklanan kur farklarına isabet eden KDV’nin, ilgili gümrük idaresine beyan edilerek ödenmesi gerektiği hk.

Özelge talep formunuz ve eki dilekçede, fiili ithalattan sonra ortaya çıkan kur farklarının matraha dahil unsur olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda görüş sorulmaktadır.

Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunu’nun;

- 1/2. maddesinde, her türlü mal ve hizmet ithalinin KDV’ye tabi olduğu,

- 20. maddesinde; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu,

- 21. maddesinde, ithalatta vergi matrahının; ithal edilen malın gümrük vergisi tarhına esas olan kıymeti, gümrük vergisinin kıymet esasına göre alınmaması veya malın gümrük vergisinden muaf olması halinde sigorta ve navlun bedelleri dahil (CIF) değeri, bunun belli olmadığı hallerde malın gümrükçe tespit edilecek değeri; ithalat sırasında ödenen her türlü vergi, resim, harç ve paylar ile gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar yapılan diğer giderler ve ödemelerden vergilendirilmeyenler ile mal bedeli üzerinden hesaplanan fiyat farkı, kur farkı gibi unsurların toplamı olduğu,

- 43/4. maddesinde, ithalde alınan KDV’nin ilgili gümrük idaresince tarh olunacağı,

hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, kur farklarının KDV uygulaması karşısındaki durumuna ilişkin açıklamalara 105 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin E/2. (KDV Genel Uygulama Tebliği’nin III/A/5.3.) bölümünde yer verilmiştir.

Buna göre, ithalatta vergi matrahına dahil unsurlardan olan ithal edilen eşyayla ilgili olarak, sonradan ortaya çıkan ve vadeli ithalattan kaynaklanan kur farklarına isabet eden KDV’nin, ilgili gümrük idaresine beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir.”