Ortalama vadesi bir yıla
kadar olanlarda
|
3%
|
Ortalama vadesi 1 yıl (1 yıl
dahil) ile 2 yıl arasında olanlarda
|
1%
|
Ortalama vadesi 2 yıl (2 yıl
dahil) ile 3 yıl arasında olanlarda
|
0,5%
|
Ortalama vadesi 3 yıl (3 yıl
dahil) ve üzerinde olanlarda
|
0%
|
26 Ağustos 2014 Salı
Grup İçi Kredi Kullanımı ve Örtülü Sermaye Uygulaması
Fiili İthalattan Sonra Doğan Kur Farkı KDV’ye Konu Olmalıymış.
12 Mart 2012 Pazartesi
ELEKTRONİK KİTAP SATIŞINDA UYGULANACAK KDV ORANI
Öncelikle konuyu daha geniş bir perspektiften ele alıp elektronik ticaretin vergi mevzuatındaki yeri hakkında kısaca bir şeyler söylemek faydalı olacaktır.
Teknolojinin hızla geliştiği, internetin (daha doğrusu mobilitenin) her alanda mutlak hakimiyetini pekiştirdiği günümüzde ticari faaliyetin yapısında da büyük bir değişim yaşanmaktadır. Bugün, gerek tüketiciler gerekse de firmalar alış verişlerinin büyük bir kısmını internet üzerinden gerçekleştirmektedir. Bazı ürünler –özellikle de yazılımlar ve e-kitaplar- fiziksel bir varlık oluşturmadıkları için direkt olarak internet üzerinden alınıp satılabilmektedir. Bu hızlı değişime yasal düzenlemelerin aynı süratle cevap verebilmesi maalesef mümkün bulunmamaktadır.
Öte yandan, devletlerin ticari faaliyetin elektronik mecraya kayması dolayısıyla vergi gelirlerinde yaşayacakları kayıplar özellikle hala etkisini azaltsa da hissetmeye devam ettiğimiz ekonomik kriz ortamında büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle devletler elektronik ticareti vergi gelirleri açısından kontrol edebilmek için bir çok girişimde bulunmakta ve teknolojiden azami yararlanmaya çalışmaktadır.
Yukarıda belirttiğimiz gibi konu, vergi gelirleri özelinde devletler açısından ele aldığımızda, hayati önem arz etmekle birlikte hala cevap bulunamayan bir çok soruyu da beraberinde getirmektedir. Bunlardan en önemlileri elektronik ticaretin hangi ülkede gerçekleştiği, bu ticaret üzerinden alınacak verginin hangi ülke mevzuatına göre tespit edileceği (ya da devletler arası ikili anlaşmaların uygulanabilirliği) ve vergi gelirinin hangi ülkeye ait olacağıdır. Bu konular daha ilk aşamada hali hazırda büyük tartışmalara neden olmaktadır. Tartışmaların detaylarına girmek ise vergi konusunda uzman olan kişilerin bile kafasını karıştırabilmektedir. Bu nedenle uluslararası nitelikte iş yapan ya da yapacak kişilerin konunun vergisel boyutunun ciddi sonuçlar doğurabileceğinden hareketle profesyonel destek almalarını öneriyoruz.
Öte yandan ticari faaliyet ülke sınırları içerisinde gerçekleşiyor ise konu nispeten de olsa biraz daha kavranılabilir hale gelmektedir.
Elektronik kitap, ülkemizde bu kitapların okunmasını sağlayan mobil araçların fiyat ve pazar olarak çok daha kolay ulaşılabiliyor olması le birlikte yaygınlaşmaya başladı. Bu sektörde faaliyet gösteren ya da faaliyet göstermeyi planlayanlar açısından konunu mali yönü ise merak edilmektedir. Tarafınızca aktarılan sorular, bu alanla ilgili olan herkesin düşündüğü konular olması dolayısıyla çok yerinde ve önemli sorular.
1. E-kitap satışlarında, satışı gerçekleştiren şirketlerin denetimi:
Bu alanda faaliyet gösterecek internet sitelerinin de tıpkı diğer ticaret işletmeleri gibi ticaret sicile kaydolmaları, faaliyetin gerçekleşeceği bölgenin vergi dairesinde mükellefiyet tesis ettirmeleri gerekmektedir. Ayrıca bu işletme bünyesinde personel çalıştırılacaksa benzer şekildeki bildirimin bölgenin sosyal güvenlik kurumuna da yapılması gerekmektedir. Bu işletmeler de tıpkı diğer ticari işletmeler gibi Vergi Usul Kanunundaki defter ve belge düzenlerine uyacaklardır.
Denetim aşamasına geldiğimizde ise; vergi idaresi de özellikle son yıllarda teknolojiden artan bir hızda istifade etmektedir. Bilindiği üzere işletmelerin hemen hemen tüm bildirim ve beyannameleri elektronik ortamda düzenlenip ilgili kurumlara beyan edilmektedir. Vergi idaresi de elektronik ortamda elde ettiği verileri analiz etmekte, farklı kriterlere göre değerlendirmekte ve gerek gördüğünde firmaları denetlemektedir.
Denetim, Vergi Usul Kanunu açısından yasal defter ve belgeler üzerinden yürütülmekle birlikte yukarıda bahsettiğimiz gibi teknolojiden yüksek oranda faydalanıldığından firmanın kayıtları elektronik ortamda da temin edilip kontrol edilmekte, firmanın işlem yapmış olduğu üçüncü şahıs ve hatta nihai tüketicilerle de gerek direkt olarak irtibata geçilerek gerekse de bu kişilerin elektronik ortamda yaptıkları bildirimler ile denetlenen firmanın verileri karşılaştırılarak çapraz kontrol yapılmaktadır.
Dolayısıyla her ne kadar yukarıda bahsettiğimiz gibi mevzuat, teknolojin hızına yetişemese de çok da gerisinde olduğunu düşünmek haksızlık olacaktır.
2. Mevcut mali düzenlemelerde e-kitap satışıyla ilgili mevzuat, yapılması gerekli değişiklikler:
Mevcut mali düzenlemelerde sadece e-kitap özelinde değil genel olarak elektronik ticaret açısından yapılması gereken bir çok düzenleme söz konusudur.
Yapılması gereken düzenlemelerden ilk akla gelen ve özellikle uluslararası işlemler açısından önem arz eden konu hem ülke içinde hem de ülkeler arasında genel kabul görecek ve üzerinde mutabık kalınabilecek bir vergilendirme rejiminin net olarak tanımlanmasıdır. Bu tanımlama bu alanda faaliyet gösteren işletmelerin, hangi ülkenin mükellefi olacağı, verginin hangi ülke tarafından alınacağı, ikili anlaşmaların nasıl uygulanacağı gibi henüz net olarak cevaplandırılamamış sorulara net cevaplar ortaya koymalıdır.
Netleştirilmesi gereken bir diğer konu ise Katma Değer Vergisi konusudur. Türkiye’de yerleşik bir işletmenin yine Türkiye’de yerleşik bir kişiye e-kitap satmasının Katma Değer Vergisinin konusuna girdiği çok açık olmakla aşağıdaki gibi soruların da cevaplanabileceği yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
- e-kitabın yurt dışındaki bir kişiye ya da firmaya satılması durumunda bu satış mal ihracı olarak değerlendirilip KDV’den istisna tutulabilir mi?
- e-kitabın yurt içinde mukim bir kişiye, kişi yurt dışındayken satılması durumunda bu satış mal ihracı olarak değerlendirilebilir mi?
Yukarıdaki soruyla ilgili olarak kisa bir bilgi vermek yerinde olacaktır. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 11/1/a maddesine göre ihracat teslimleri KDV’den istisnadır. Yine aynı Kanun’un 12/a maddesine göre bir teslimin ihracat sayılabilmesi için teslimin yurt dışındaki bir müşteriye veya bir serbest bölgedeki bir alıcıya ya da gümrük antreposu işleticisine yapılmalıdır. Yapılan mal tesliminin ihracat olarak değerlendirilmesini ispat edecek en önemli döküman ise gümrük beyannamesidir. Bu beyanname olmaksızın yurt dışına satışı yapılan bir malın ihracat olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Yukarıdaki sorularımıza döndüğümüzde e-kitabın elektronik olarak satışı gerçekleştiğinden; ayrıca, fiziksel varlığı olmayan bir ürün olması dolayısıyla gümrük beyannamesi düzenlenmesi mümkün olmadığından bu satışların mal ihracı olarak değerlendirilmeyip KDV’ne tabi tutulması gerektiği düşünülebilir.
Öte yandan e-kitap ile aynı nitelikteki yazılımların yurt dışına satışları “hizmet ihracı” kapsamında değerlendirilmekte ve Katma Değer Vergisi Kanunu’nun aynı maddesine hükmüne göre KDV’nden istisna edilmektedir. Buradan hareketle e-kitabın da tıpkı yazılım gibi “hizmet” olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülebilir.
Tartışma maalesef burada da bitmemektedir. E-kitabın bir mal mı yoksa hizmet mi olduğu sorusunun cevabı uygulanacak KDV oranı açısından hayati öneme sahiptir. Eğer KDV kanunu açısından e-kitap “hizmet” olarak değerlendirilirse KDV oranı %18 olarak uygulanacak, yurt dışına yapılan satışlar gerekli diğer şartları da taşımak kaydıyla KDV’den istisna olacaktır. Öte yandan e-kitap, basılı kitap gibi değerlendirilirse bu taktirde KDV oranı %8 olacak ama yurt dışına satışlarda KDV istisnası uygulaması pratik olarak (gümrük beyannamesi ile ispat edilemediği için) imkansız olacaktır.
Yukarıdaki örnekte bahsettiğimiz gri alanlar elektronik ticaretin bir çok aşamasında karşımıza çıkmakta ve bu konular henüz netleşmediği için hesapta olmayan risklerle karşılaşılmaktadır. Bu nedenle mali idarenin elektronik ticarete ilişkin pazar dinamiklerini de gözeten açıklayıcı düzenlemeler yapması büyük önem arz etmektedir.
3- E-kitap satışlarıyla ilgili KDV oranlarının nasıl düzenlenmesi gerektiği:
Bu konuya ilişkin durumu yukarıda irdelemiş olmakla birlikte konuyla ilgili görüşümüz e-kitap satışının normal kitap satışından farklı olmadığı, bu nedenle de KDV oranının %8 olarak uygulanması gerektiği şeklindedir. Öte yandan konunun hiç bir tereddüte yer bırakmayacak şekilde yasal düzenlemelerle netleştirilmesi bu alanda faaliyet gösteren işletmeleri olası risklerden koruyacak ve sektörün önünü görebilmesini sağlayacaktır.
21 Haziran 2009 Pazar
Yabancı Hisse Senetleri ve Vergisel Boyutu
Hisse senetleri alımı nedeniyle oluşan kur farkı ya da kredi faizi, ait olduğu dönemde gider olarak kayıtlara alınır. (olumlu kur farkı olması halinde gelir olarak kayıtlara alınacaktır.)
Hisse senetleri alış bedeli ile değerlendiğinden geçici vergi ve dönem sonlarında değerlemeye tabi tutulmaz. Kar zarar hisse senedi elden çıkarıldığında hesaplanır.
Aşağıdaki istisna şartları söz konusu olmadığı sürece elde edilen Türkiye’de vergilendirilir.
Satın alınan hisse senetleri ile ilgili bir temettü söz konusu olduğu taktirde, kurumlar vergisi kanunu açısından “5.2. Yurt dışı iştirak kazançları istisnası” kapsamında değerlendirilebilmesi için aşağıdaki şartların toplu olarak sağlanması gerekmektedir:
• İştirak edilen kurumun anonim veya limited şirket niteliğinde bir kurum olması,
• İştirak edilen kurumun kanuni ve iş merkezinin Türkiye’de bulunmaması,
• İştirak payını elinde tutan kurumun, yurt dışı iştirakin ödenmiş sermayesinin en az %10’una sahip olması,
• İştirak kazancının elde edildiği tarih itibarıyla, iştirak payının kesintisiz olarak en az bir yıl süre ile elde tutulması,
• İştirak kazancının (kâr payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler de dahil olmak üzere) iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az %15 oranında; iştirak edilen yabancı kurumun esas faaliyet konusunun finansman temini veya sigorta hizmetlerinin sunulması ya da menkul kıymet yatırımı olması durumunda, iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az Türkiye’de uygulanan kurumlar vergisi oranında, gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması,
• İştirak kazancının, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi
Elden çıkarılan hisse senetlerinden elde edilen kazançların “5.3. Tam mükellef anonim şirketlerin yurt dışı iştirak hisselerini elden çıkarmalarına ilişkin istisna” kapsamında değerlendirilebilmesi için ise aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir.
Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile kazancın elde edildiği tarih itibarıyla aralıksız olarak en az bir yıl süreyle nakit varlıklar dışında kalan aktif toplamının %75 veya daha fazlası, tam mükellef olmayan anonim veya limited şirket niteliğindeki şirketlerin her birinin sermayesine en az %10 oranında iştirakten oluşan tam mükellefiyete tabi anonim şirketlerin, en az 2 tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan yurt dışı iştirak hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kurum kazançları, kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.
Buna göre, bentte yer alan istisnadan sadece belli şartları taşıyan tam mükellefiyete tabi anonim şirketler yararlanabilecek olup anonim şirketin;
• Yurt dışı iştiraklerinin anonim veya limited şirket niteliğinde olması ve bu iştiraklerin Türkiye’de tam mükellef olmaması,
• Yurt dışı iştirak kazancının elde edildiği tarih itibarıyla; aralıksız olarak en az bir yıl süreyle nakit varlıklar dışında kalan aktif toplamının %75 veya daha fazlasının yurt dışı iştirak hisselerinden oluşması ve yurt dışı iştiraklerinin her birinin sermayesine en az %10 oranında iştirak etmesi
• Satışa konu iştirak hisselerini, elden çıkarma tarihi itibarıyla en az iki tam yıl (730 gün) süreyle aktifinde tutmuş olması
Yurt dışındaki hisse senetlerinden elde edilen kazançlarla ilgili olarak (temettü ya da değer artış kazancı) yurt dışında ödenmiş olan bir vergi söz konusu olabilir. Bu verginin Türkiye’de ödenecek olan kurumlar vergisinden mahsubu konusunda öncelikle (var ise) kazanca konu olan hisse senedinin ihraç edildiği ülke ile Türkiye’nin imzalamış olduğu çifte vergilemeyi önleme anlaşmasının ilgili maddelerine ve Kurumlar Vergisi Kanunun 33.maddesine göre yapılır.
13 Eylül 2008 Cumartesi
Vergisel Açıdan Finansal Kiralama – Banka Kredisi Karşılaştırması
Finansal Kiralama, 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu ile vergisel olarak da VUK’nun mükerrer 290. maddesiyle düzenlenmiştir.
Finansal kiralama yolu ile yapılan edinimlerde en önemli avantaj kalemi olan indirimli olarak uygulanan KDV oranı 31.12.2007’de yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu Kararı ile kaldırılmıştır.
Bu karara göre; Finansal kiralama işlemlerinde, işleme konu olan malın tabi olduğu katma değer vergisi oranı uygulanır.
Öte yandan finansal kiralama aracılığı ile gerçekleştirilecek yatırımların, Yatırım Teşvik Belgesi 'ne bağlanması mümkündür. Teşvik Belgesi kapsamında finansal kiralama aracılığı ile alımı gerçekleştirilecek makine teçhizat KDV 'den istisnadır.
Her iki edinimde de amortisman oranı, söz konusu sabit kıymetin VUK tebliğlerinde yer alan faydalı ömrü nispetinde olacaktır.
Banka kredisi ile alınan sabit kıymetlerle ilgili olarak hesaplanan kur farkı ve faizler 163 seri VUK genel tebliğine göre aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
“1.Yatırımların finansmanında kullanılan kredilerle ilgili faizlerden kuruluş dönemine ait olanların sabit kıymetle birlikte amortisman yoluyla itfa edilmek üzere yatırım maliyetine eklenmesi gerekmekte; işletme dönemine ait olanların ise, ilgili bulundukları yıllarda doğrudan gider yazılması ya da maliyete intikal ettirilmek suretiyle amortismana tabi tutulması,
2. Döviz kredisi kullanılarak yurt dışından sabit kıymet ithal edilmesi sırasında veya sonradan bu kıymetlere ilişkin borç taksitlerinin değerlemesi dolayısıyla ortaya çıkan kur farklarından, sabit kıymetin iktisap edildiği dönem sonuna kadar olanların, kıymetin maliyetine eklenmesi zorunlu bulunmakta; aynı kıymetlerle ilgili söz konusu dönemden sonra ortaya çıkan kur farklarının ise, ait oldukları yıllarda doğrudan gider yazılması ya da maliyete intikal ettirilerek amortisman konusu yapılması,
mümkün bulunmaktadır.”
Finansal kiralama ile edinimlerde ise kur ve faizlerle ilgili durum farklılık arz etmektedir. Bir çok görüş finansal kiralama ile banka kredisinin bir farkı olmadığı, bu nedenle 163 seri numaralı VUK genel tebliğindeki hükümlerin finansal kiralamada da geçerli olduğu yönündedir.
Bununla birlikte Maliye Bakanlığı finansal kiramalarda uygulanacak kur farkı ile ilgili vermiş olduğu muhtelif görüşlerde “finansal kiralama yoluyla edinilen kıymetlere ilişkin olarak kiralama süresi içinde sözleşmeye istinaden yabancı para üzerinden yapılan kira ödemelerinin değerlemesi sonucu ortaya çıkan kur farklarının, finansal kiralama konusu kıymetin maliyetine intikal ettirilmesi ve maliyete eklenen bu farkların ilgili kıymetin amortisman süresi içinde itfa edilmesi” gerektiğini belirtmiştir. Sadece kur farkı ile ilgili olarak verilen bu görüşün faizleri de kapsadığı düşünülmektedir.
Sonuç olarak özellikle Bakanlar kurulunun KDV oranları ile ilgili yapmış olduğu değişiklik sonrasında finansal kiralamanın, banka kredisi karşısında bir avantajı kalmamıştır. Ayrıca finansal kiralamalarda hesaplanan faiz ve kur farkları konusundaki muallak durum dikkate alındığında banka kredisi ile edinimde ilk yıl sonundaki faiz ve kur farkları dışındaki faiz ve kur farklarının gider yazılabilmesi mümkün olduğundan vergisel anlamda daha avantajlı olduğu bile söylenebilir.
29 Mart 2008 Cumartesi
5746 Sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ve Değerlendirmesi

5746 Sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile önemli destek ve teşvikler uygulamaya konulmaktadır.
Bunlar sırasıyla; Ar-Ge indirimi , Gelir Vergisi stopajı teşviki , Sigorta primi desteği , Damga Vergisi istisnası ve Teknogirişim sermayesi desteğidir.
Ar-Ge İndirimiyle teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen Ar-Ge harcamalarının yüzde 100'ü yapıldığı yılda; ayrıca amortisman süresince vergi matrahından düşülecek. Böylece, Ar-GE harcamalarının yüzde 200'ünün vergi matrahından indirilmesi mümkün olmaktadır. 500'den fazla AR-GE personeli çalıştıran işletmeler, her yıl, bir yıl öncesine göre yaptıkları ilave Ar-Ge harcamalarının yarısını daha vergi matrahından indirebilecekler. İlgili yıl, kazancın yetersizliği dolayısıyla indirilemeyen kısım yeniden değerleme oranında artırılarak sonraki hesap dönemlerinde indirilebilecektir.
.
Gelir vergisi stopajı teşviki uygulaması ile, kamu personeli hariç olmak üzere teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen ya da TÜBİTAK tarafından yürütülen Ar-Ge ve yenilik projeleri, teknogirişim sermaye desteklerinden yararlanan işletmelerde ve rekabet öncesi işbirliği projelerinde çalışan Ar-Ge ve destek personelinin ; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretlerinin doktoralı olanlar için yüzde doksanı, diğerleri için yüzde sekseni gelir vergisinden istisna edilebilecektir.
Sigorta primi desteği uygulaması ile, gelir vergisi stopaj teşvikinden yararlanacak işletmelerde çalışanlar ile Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 nci maddesi uyarınca ücreti gelir vergisinden istisna olan personelin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan sigorta primi işveren hissesinin yarısı, her bir çalışan için beş yıl süreyle Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanacaktır.
Damga vergisi istisnası uygulaması ile, Kanun kapsamındaki Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile ilgili olarak düzenlenen kağıtlardan damga vergisi alınmayacaktır.
Teknogirişim sermayesi desteği uygulaması ile de, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından, örgün öğrenim veren üniversitelerin herhangi bir lisans programından bir yıl içinde mezun olabilecek durumdaki öğrenci, yüksek lisans veya doktora öğrencisi ya da lisans, yüksek lisans veya doktora derecelerinden birini ön başvuru tarihinden en çok beş yıl önce almış kişilere, bir defaya mahsus olmak üzere teminat alınmaksızın 100.000 Yeni Türk Lirasına kadar teknogirişim sermayesi desteği hibe olarak verilecek. Bu destekten yararlanacakların sayısı yılda 100’ü geçemeyecektir.
Görüldüğü üzere kanun kapsamında olan kuruluşlara, yapmış oldukları Ar-Ge harcamalarının kurum kazancından indirilmesi, yine kanun kapsamındaki personele verilen ücretler üzerinden ödedikleri gelir vergisi ve SSK prim yükünün hafifletilmesi, teknogirişim sermayesi ile de yeni girişimcilere destek olunması gibi bir çok uygulama hayata geçecektir.
Teknoloji ve Ar-Ge alanında çok gerilerde kalan ülkemiz orta vadede rakip ülkelerle arayı kapatmalıdır. Gelişmiş ülkelerde milli gelirin yüzde 3’üne varan oranlarda yapılan Ar-Ge yatırımı ülkemizde binde 7’ler düzeyinde seyretmektedir. Bu kanunla beraber devlet bazı gelirlerinden feragat ederek özel sektöre Ar-Ge alanına yatırımı daha cazip hale getirmektedir. Bu da ülkemizin dışa bağımlılığını ve buna bağlı olarak cari açığı azaltıp, uluslararası rekabette öne çıkmamızı sağlayacaktır.
2- DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
Öncelikle kanunun kapsamına dikkat edilmesi gerekmektedir. Zaten kanunla ilgili yapılan eleştirilerden biri de budur. Kanunun 2.maddesinde sayılan teşvik ve destek unsurlarının kapsamı, maddenin ilgili fıkrasında belirtilmiştir. Örnek vermek gerekirse kanunun 2.maddesindeki gelir vergisi stopajı teşviki Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde çalışan personeli kapsamamaktadır. Teknoloji Geliştirme Bölgesi Kanununa göre teknoparkta görevli Ar-Ge personelinin ücretinin tamamı gelir ve damga vergisinden istisna edilmiştir. Ancak, teknoparkta görevli ve bölge yöneticisinin kontrolünde olan bir projede çalışan herhangi bir Ar-Ge personelinin, bölge dışında görevli olarak geçirdiği günlerin ücreti gelir vergisinden istisna edilememektedir. Çünkü Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’na göre, bölgede çalışan Ar-Ge personelinin gelir vergisi istisnasından yararlanması için fiilen bölgede bulunma şartı vardır.
Öte yandan sigorta primi teşvikinden teknoparklarda çalışan ve ücreti gelir vergisinden istisna olan personelin de yararlanması öngörülmüştür. Fakat dikkat edilmesi gereken husus, bu personelin Ar-Ge projesi ile ilgili bölge dışında geçirdiği günlere ait ücretinin teşvikten yararlanamayacağıdır.
Diğer dikkat edilmesi gereken konular, kanunun 4.maddesinde yer alan “uygulama ve denetim esasları” bölümünde yer almaktadır. Buna göre;
Kanun kapsamındaki destek ve teşvik unsurlarından yararlanma şartlarının taşındığına dair tespitler en geç iki yıllık süreler itibariyle yapılacaktır. Bu nedenle kanunda yer alan teşviklerden yararlanan firmaların, gereken şartları taşımaları sadece teşviğe hak kazanırken değil ondan sonraki periyotta da önem arz etmektedir.
Kanunda öngörülen şartların ihlali veya teşvik ve destek unsurlarının amacı dışında kullanılması halinde, zamanında tahakkuk ettirilmemiş vergiler yönünden vergi ziyaı doğacak, verilen vergi dışı destekler de gecikme zammı uygulanarak tahsil edilecektir.
Son olarak dikkat edilmesi gereken husus bu kanun kapsamındaki teşvik ve desteklerden yararlananların, Gelir Vergisi Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi, Kurumlar Vergisi Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun aynı mahiyetteki hükümlerinden ayrıca yararlanamayacaklarıdır.
Dikkat edilmesi gereken konularda daha sağlıklı bir değerlendirmeyi, uygulamaya yönelik yönetmeliklerin yayınlanmasından sonra yapmak mümkün olacaktır.
Ülkemizin teknoloji ve Ar-Ge yatırımları konusunda çok geride kaldığı bir gerçektir. Bunun da en önemli etkilerinden biri dışa bağımlılık sonucu kronikleşen cari açıktır. Kanun ile Türk şirketleri Ar-Ge konusunda artık daha cesur hareket edecektir. Ayrıca milyarlarca dolarlık bütçeyi Ar-Ge'ye tahsis eden dünya devlerinin, çalışmalarının bir bölümünü Türkiye'ye kaydırması da beklenmektedir.
Öte yandan kanunla ilgili bizim de paylaştığımız bir takım soru işaretleri bulunmaktadır. Öncelikle düzenlemenin daha çok büyük şirketleri ilgilendirdiği söylenebilir. Ar-Ge Merkezleri için teşvik esaslarında en az 50 Ar-Ge personeli istihdamı zorunluluğunun olması bir çok firmanın düzenlemeden faydalanmasını zorlaştıracaktır. Özellikle %98’i 50’ye kadar işçi çalıştıran KOBİ’lerin 50 personelli Ar-Ge merkezi kuramayacakları gerçeğinden hareketle, KOBİ’lerin proje bazlı destekler dışında kanundaki düzenlemelerden yararlanması pek mümkün görünmemektedir.
Diğer bir eleştiri de teknoparkların sigorta primi teşviği dışında, düzenleme kapsamına alınmamasıdır. Kanunun uygulamaya geçmesinden sonra teknoparkların cazibesini yitireceği endişeleri bulunmaktadır. Ama kanunun, teknoparklarda yoğun talep nedeniyle kira vb. maliyetlerin çok arttığı, bir çok şirketin Ar-Ge merkezlerini kendi işletmelerinde kurma taleplerinin yoğun bir şekilde dile getirildiği bir dönemde hazırlandığı da unutulmamalıdır.
Vergi ve diğer yasal yükümlülükler konusundaki teşvikler yeterli olmakla birlikte destek konusunda eksiklikler olduğu da söylenebilir. Teknogirişim sermayesi kapsamında hibe olarak verilecek tutarın üst sınırının 100.000 YTL olması ve toplam yardım tutarının 10.000.000 YTL’yi geçemeyecek olması kanundan beklenen faydanın azalmasına neden olmaktadır.
4- SONUÇ
Bilindiği gibi kanunların tek başına, tüm sorunları çözmesi ya da talepleri karşılaması mümkün değildir. En az kanunun kendisi kadar uygulanma biçimi de büyük önem arz etmektedir. Kanunun 4. maddesinin 6.fıkrasında uygulama ve denetime ilişkin usul ve esasların TÜBİTAK’ın görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı tarafından birlikte çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği belirtilmiştir. Dolayısıyla uygulamaya ve denetime yönelik ilgili yönetmeliklerin bir an önce çıkması ve işletmelerin plan ve projelerinin buna göre belirlemesi büyük önem arz etmektedir.
2 Aralık 2007 Pazar
VERGİSEL AÇIDAN TRANSİT TİCARET
GENEL BİLGİ:
Türkiye’ye net döviz girişi sağlanması şartıyla; kendi kaynaklarımızdan döviz tahsisi yapılarak veya döviz tahsisi yapılmaksızın satın alınan yabancı menşeli malların transit olarak doğrudan doğruya bir başka ülkeye satılmasıdır.
Transit ticaret konu olan malların satın alınması ithalat, satılması da ihracat sayılmadığından, malın satın alınmasına ilişkin işlemler, İthalat Rejim Kararı ve Yönetmeliği hükümlerine, malın satılmasına ilişkin işlemler, İhracat Rejimi Kararı ve İhracat Yönetmeliği hükümlerine tabi tutulmaz. Gümrük idarelerince verilebilecek izne istinaden malların Türk gümrük hattını aşarak işçilik görmek üzere fiktif depo veya antrepolara alınması “fiili ithalat” hükmünde değildir. Dolayısıyla transit ticaret şeklinde yapılan satışların gelir vergisi kanununun 40/1. maddesi kapsamına girmemektedir.
Transit ticaret talepleri, Transit Ticaret Formu düzenlenmek suretiyle bankalara yapılır. (İlgili Tebliğ Ekinde Form Örneği Bulunmaktadır.)
Transit ticarette alış ve satış bedelleri arasında lehte fark olması esastır. Aleyhte fark olması halinde, Transit Ticaret Formunun düzenlenmesine ilişkin talepler; aleyhte farkın kambiyo mevzuatında belirlenen genel terkin limitini aşmaması ya da mucbir sebebin ispatı halinde ilgili bankalarca, genel terkin limitini aşmasıyla birlikte mucbir sebep dışındaki haklı sebeplere dayanması halinde de Dış Ticaret Müsteşarlığınca sonuçlandırılır.
Transit ticarete konu olan mallarla ilgili olarak, ithalata ve ihracata ilişkin vergi, resim, harç ve fon tahsil edilmez.
Uluslar arası yasaklanmış mallar ile Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın madde politikası itibariyle transit ticaretinin yapılmasının uygun görmediği mallar transit ticarete konu olamaz. İthalat ve ihracat yapılması yasaklanmış ülkelerle transit ticaret yapılamaz.
Transit ticaret yapabilmek için, transit taciri tarafından düzenlenip aracı bankaya onaylattırılan belge olarak “Transit Ticaret Formu” kullanılmaktadır. (Dış Ticaret Müsteşarlığı, Transit Ticarete İlişkin Tebliğ – Tebliğ No: İhracat 2006/6)
Transit ticaret konusu malın satılacağı ülke veya ülkelerin, malın miktar ve satış bedelinin “Transit Ticaret Formu”nun düzenlenme aşamasında belirlenmemiş olması “Transit Ticaret Formunun düzenlenmesine engel teşkil etmemektedir.
Transit ticarette satış bedellerinin transit ticaret bedeli olarak alışının yapılabilmesi için yurt dışından geldiğinin tespiti şarttır. Alış bedelinin transfer, satış bedelinin tahsil edilebilmesi için mutlaka Transit Ticaret Formu’nun düzenlenmiş olması gerekmektedir. Malın alış bedeli döviz olarak banka kaynağından ödeniyor ise döviz satım belgesi, malın satış bedelinin tahsilinde ise döviz alım belgesi düzenlenir.
KDV AÇISINDAN TRANSİT TİCARET
Bilindiği gibi KDV Beyannamesi KDV’nin konusu giren işlemlerin beyan edildiği bir beyannamedir. Bir işlemin KDV’nin konusuna girebilmesi için, mal teslimleri bakımından teslim anında malın Türkiye’de olması, hizmet şeklinde işlemler bakımından ise hizmetin yurt içinde cereyan etmesi gerekir. Örnek vermek gerekirse; yurt dışında taahhüt işi yapan bir firmanın Türkiye’deki bilançosunda kayıtlı fakat milli olmayan iş makinesı yurt dışında iken satılırsa, satış faturası Türkiye’den kesilip gönderilse dahi bu teslim Türkiye dışında cereyan ettiği için KDV’nin konusuna girmez ve söz konusu fatura KDV beyannamesinin hiçbir yerinde gösterilmez. Aynı şekilde transit ticarete konu mallar şirketin mal varlığına girip çıkmasına ve satışın fatura ile belgelenmesine rağmen, bu mallar millileştirilmeksizin satışa konu olduğu için KDV’nin konusuna girmez ve KDV beyannamesinde hiçbir şekilde gösterilmez.
TRANSİT TİCARETİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ
Transit ticaret işlemlerinin muhasebeleştirilmesinde aşağıdaki yöntem önerilmektedir.
Transit ticarete konu olacak malın satın alınması :
---------------------/--------------------------------------
157.xx Mal bedeli ve Yapılan Diğer Giderler
320 Satıcılar
--------------------/---------------------------------------
Satış aşaması :
---------------------------/----------------------------------
120.xx
601.xx Y.Dışı Satışlar
Transit Ticaret
--------------------/-----------------------------------------
623 D.Satışların Maliyeti
157.xx
---------------------/----------------------------------------
Kaynaklar:
* Dış Ticaret Müsteşarlığı Transit Ticarete İlişkin Tebliğ – Tebliğ No: 2006 / 6
* KDV Beyannamesi Düzenleme Kılavuzu – Mehmet MAÇ
* Transit Ticaretin Vergisel Boyutu – Ercan Alptürk – Temmuz 2005 Yaklaşım Dergisi